Zincirin Esas Halkası: Dev Şantiyeler Ve İnşaat Havzaları

Zincirin Esas Halkası: Dev Şantiyeler Ve İnşaat Havzaları

Bugün Türkiye ekonomisinin temel taşlarından birisi olan inşaat sektörü gün geçtikçe gelişmekte. Resmi rakamlara göre inşaat sektöründe yaklaşık 2 milyon işçi çalışmakta. Fakat kayıt dışı çalışmanın yaygın olduğu ülkemizde bu rakam 2.5-3 milyonu bulmakta. Dev büyüklükteki şantiyeler ve kentsel dönüşüm adı altında işçi ve emekçilerin evlerinden edilerek şehrin dışına itilmeleri sayesinde inşaat sektörü tüm Türkiye çapında bir ağ gibi gelişmekte. Fakat, bu konseptin hızla yaşam bulduğu kentler içerisinde İstanbul belirleyici halka niteliğindedir. Bunun birinci nedeni, dev büyüklükteki şantiyelerin ve neredeyse İstanbul’un tüm emekçi semtlerinin kentsel dönüşüm ile dev birer şantiyeye dönüştürülmesidir. İkinci neden ise, birinci nedenin doğal bir sonucu olarak, Türkiye yapı işçilerinin nitelik ve nicelik açısından İstanbul’da yoğunlaşmasıdır. Bu durum bugün açısından değerlendirildiğinde, yapı sektöründeki kuralsız çalışmaya karşı söz söyleyebilmenin ve bu orman kanununa karşı bir set olabilmenin yolunun stratejik nokta olan İstanbul’daki dev büyüklükteki şantiyeler ve kentsel dönüşümle binlerce yapı işçisinin yoğunlaştığı inşaat havzalarında örgütlenmekten geçtiği tüm çıplaklığıyla karşımızda durmaktadır. İstanbul’da bulunan ve gün geçtikçe gelişmekte olan bu dev büyüklükteki şantiye ve inşaat havzalarında hatırı sayılır bir güç biriktirmeyen ve bu noktalarda giderek maddi bir güç konumuna gelemeyen bir öncü sendikal hareketin işçi sınıfı arenasında bir güç olarak kendini var edemeyeceği de aşikârdır.

Zincirin Can Alıcı Halkasını Tayin Edebilmek Ve…

İnşaat-İş sendikası olarak öncesi bir yana kuruluş tarihimiz olan 2014 yılından bu yana yüzlerce eylem gerçekleştirdik. Eylemlerimizin neredeyse % 90’ı ücretlerin ödenmemesi üzerine gerçekleşti. Türkiye’nin çeşitli kentlerinde gerçekleştirdiğimiz bu eylemliliklerin tamamı başarıyla sonuçlanmasına rağmen görünürde mevzi kazanma ve kalıcı örgütlülükler yaratma noktasında oldukça geri bir noktada seyir izledik. Bu durum, sendika olarak örgütlenmeye çalıştığımız yapı sektörünün doğal handikapları göz önüne alındığında bir nebze anlaşılır yan taşımaktadır. Bugün İstanbul’da ilişkiye geçilen inşaat işçisini 1 veya 2 ay sonra farklı bir kentte görmek kaçınılmazdır. Veya çalışma yürüttüğünüz şantiyenin 2-3 ay sonra son bulması diğer bir dezavantaj olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, yapı sektöründe kalıcı örgütlülükler yaratamamamız ve şantiyelerdeki temel sorun olan ücretlerin ödenmemesi sorununa yoğunlaşma anlaşılır bir düzlemde görülmektedir. Fakat işçi sınıfı mücadelesinde atılan hiçbir taşın boşa gitmeyeceği tam da bu noktada karşımıza çıkmaktadır. Gerçekleştirdiğimiz yüzlerce eylem kendi içerisinde geri dönüşümünü yaratarak sendika olarak farklı bir düzleme adım atabilmemizin motor gücü olmuştur. Ücretlerin alınamaması temel sorunundan çıkış alan eylemlilikler sayesinde binlerce, hatta on binlerce inşaat işçisiyle ilişkiye geçilmiş ve zaman içerisinde işçilerin ücret dışında farklı sorunlarının da gün yüzüne çıkartılması ve inatla bunların sendikamız tarafından işçilere anlatılması sayesinde geri dönüşler yaşanmaya başlanmıştır. Başta ücretlerin ödenmemesi üzerinden ilişkiye geçilen ve bu noktada karşılıklı güven sağlanan işçiler artık çalışma koşullarının düzeltilmesi noktasında da harekete geçmeye başlamıştır. Bugün açısından bu durumun zayıf olmasına rağmen Emaar şantiyesinde yaşanan kazanımlar buna verilebilecek örnekler arasında başta gelenidir. Kısacası, sendika olarak bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz eylemlerimizin (Emaar’ı dışında tutarsak) büyük çoğunluğunun ücretlerin ödenmemesi üzerinden gerçekleşmesini “tahsildar”lık olarak gören kurum ve yapıların aksine, İnşaat-İş sendikası olarak yapı sektöründeki bu temel soruna gözlerimizi kapamayarak adımlarımızı attık. Bundan sonra da yapı sektöründe temel sorunlardan biri olan ücretlerin ödenmemesi sorununun üstünden asla atlamadan farklı bir düzlemde çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız.

Bu bağlamda, İnşaat-İş sendikası olarak işçi sınıfı mücadelesinde, çalışmanın yoğunlaşacağı pilot şantiyeler ve inşaat havzaları belirlemek ve bu pilot noktalara bütünsel anlamda yoğunlaşarak mevziler kazanmak başlara yazmamız gereken adımlardan biri olarak karşımızda durmaktadır.

Daha doğru bir ifadeyle zincirin can alıcı halkasını tayin etmek ve o noktaya yüklenmek. Zincirin belirleyici halkasını bulmak; yaşamın o anda ortaya çıkarıverdiği bir sorunla uğraşmak ve onu çözünceye kadar diğer sorunları ihmal etmek anlamına gelmez kuşkusuz. Böylesi bir yaklaşım, tek yanlılık ve dar pratikciliğin daniskasıdır. Zincirin esas ve can alıcı halkasını kavramak ve o noktaya yüklenmek; belli bir anda, mücadelenin bütününde veya belli bir alanında, mücadeleyi gerileten, tıkayan ya da gelişmesini engelleyen temel zaafı, temel eksikliği veya temel sorunu açığa çıkarmak, bu sorunun nasıl ve hangi yöntemle çözüleceğini ortaya koymak ve diğer tüm sorunlara bu temel sorunla bağlantısı içerisinde yaklaşmaktır. Önemli olan, bu sorunun, belli başlı birçok sorunun da çözümünü kendi içerisinde taşıması ve çözüldüğü takdirde mücadeleyi bir bütün olarak sıçratacak nitelikte olmasıdır. İşçi sınıfı çalışmasında belli başlı noktalara yoğunlaşarak kök salmak ve bu pilot noktalarda ısrarlı bir şekilde çalışmanın sürekliliğini garanti altına almak: bugün açısından zincirin kavranması gereken temel halkası tam da bu noktadır.

Pilot Şantiyeler Ve İnşaat Havzalarının Önemi

Yapı sektörünün bir bütün olarak hızla gelişmesi beraberinde dev büyüklükteki şantiyelerin ve inşaat havzalarının gelişmesini doğurdu. Teknolojik gelişmenin yapı sektöründe de muazzam gelişmeler sağlaması inşaat yapımlarının temelinin atılması ve bir anda son bulmasını gerçekleştirdi. 2 ay önce geçtiğiniz bir sokaktan tekrar geçtiğimizde sokağın yapısının neredeyse tamamen değiştiğine şahit oluyoruz. Mantar biter gibi 3-4 ay içerisinde hızla tamamlanan yapılar artık şaşırtıcı gelmiyor. Bu noktada, göz açıp kapanıncaya kadar son bulan şantiyelerin aksine 4-5 yıl süren ve içerisinde 4-5 bin işçiyi barındıran dev büyüklükteki şantiyelerin de hızla yaygınlaşması bu sektörde örgütlenmenin kısmen avantajı olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer taraftan, kentsel dönüşüm adı altında evleri başlarına yıkılan işçi ve emekçilerin terk etmek zorunda bırakıldıkları uçsuz bucaksız arsalar da inşaat havzalarına dönüşerek on binlerce inşaat işçisini bir noktada toplamaktadır. Bu noktada, yapı sektöründe örgütlenmeyi önüne temel hedef olarak koyan sendikamız İnşaat-İş bundan sonraki çalışmalarında bu dev büyüklükteki şantiye ve inşaat havzalarında örgütlenmeyi önüne vazgeçilmez çalışma alanları olarak koymaktadır.

Yunus Özgür ( İnşaat-İş Örgütlenme Sekreteri )