Metal Fırtına’nın yaratıcıları bu ablukayı da dağıtacaktır!

130 bin metal işçisini temsil eden üç sendikayla patronların sendikası MESS arasındaki toplu sözleşme sürecinin tıkanmasının ardından 2 Şubat’ta başlayacak olan metal grevi ‘milli güvenliği bozucu nitelikte görüldüğü” gerekçesiyle Bakanlar Kurulu’nun kararı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayıyla yasaklandı.

Patron sendikası MESS’in işçilerin grevine karşı bir tehdit olarak öne sürdüğü lokavt kararının ardından Bakanlar Kurulu’nun aynı gün aldığı, ama 2 gün sonra açıkladığı yasak kararıyla hem devletin hem de patron sınıfının işçi sınıfına takındığı düşmanca tavır ve tutum, bir kez daha ortaya kondu. Özel olarak da AKP ve onun başkanı Erdoğan’ın işçi sınıfına olan düşmanlığı metal işçilerinin 2 Şubat’taki grevinin yanı sıra daha önce yasakladığı 14 grevle birlikte iyice pekişti.

Kameralar karşısında demokrasi havarisi kesilen Erdoğan ve AKP’sinin ‘OHAL’i biz kendi içimize ilan ettik’ yalanlarının çok hızlı çöktüğünü hep birlikte gördük. Bizzat kendileri patronlara “OHAL’i grev tehdidi olan yere müdahale için kullanıyoruz” diyerek gerçeği ilan ettiler zaten. OHAL silahının ne için olduğunu özetleyen bu cümlenin pratik karşılığını da aylardır yaşıyoruz. İşçi sınıfı ve ezilen milyonların demokratik hak ve talepleri sözkonusu olduğunda ya bir KHK’yla ya da her türlü toplumsal muhalefeti hedefe çakan saldırgan pratikleriyle bunu bizzat gösterdiler: Onların demokrasiden anladığı şey bir avuç zengin asalağın ve çevresinde kümelenen yandaş takımının huzurundan başka bir şey değildir.

Hükümet oldukları yıllarda iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçi arkadaşlarımızın sayısının savaş bilançolarıyla yarışmasının onların nezdinde hiçbir anlamı yoktur. Bunun için herhangi bir “milli ve yerli” hassasiyet gösterdiklerine tanık olmadık. Şovlarla yaptıkları “sıfır iş kazası” kampanyaları döneminde bile yüzlercemiz katledildi. Ama karlarına kar katan otomotiv ve metal patronlarının grev nedeniyle uğrayacakları küçük zararları milli dava ilan ediyorlar! Bizim ekmeğimiz ve haklarımız için yapacağımız grevi de “milli güvenliği tehdit” olarak damgalayabiliyorlar. Bu tutumlarıyla “milli davalarının” patronların kaybedeceği birkaç kuruşun korunması olduğunu gösteriyorlar. “Milli güvenlik” safsatası da o birkaç kuruşun bekçiliğinden ibarettir.

Herkesin kendileri gibi düşünmesini, hareket etmesini buyuranlar yeri geldiğinde, özellikle oy devşirme dönemlerinde bizi de “kardeş” ilan ederler. Onların bizimle “kardeşliğinin” anlamının “dediklerine uyduğumuz, yaptığımız kadar kardeşlik” olduğunu biliyoruz. Patronlar karşısında hesap verdikleri her konuşmada da bunu açıkça gösteriyorlar. O konuşmalarda biz işçilere duydukları derin kini ve düşmanlığı perdesizce açık ediyorlar. Ya da es kaza yanlarına yaklaşabilen ve mesela kadro isteyen bir işçi arkadaşımıza ‘ne kadrosu, çalışıyorsunuz ya işte’ diyerek bizimle nasıl bir kibir ve aşağılama ilişkisi kurduklarını ele veriyorlar. Onlar nezdinde biz işçilerin çalışması, hatta yaşaması bile kendilerinin lütfudur! Bizim nazarlarındaki yerimiz, “istediğimiz kadarsınız”dır. Kadro isteyen arkadaşımızı azarlamaları ve ‘kaç kere anlattık taşeronu anlamıyorsunuz’ diyerek azarlamaları bu yüzdendir.

Bizim üretimden gelen gücümüzü kullanmamız anlamına gelen grev onların en tahammülsüz oldukları kazanımımızdır. Ağır, uzun ve yorucu çalışma koşullarına, düşük ücrete, taşeron bünyesinde kölece çalışmaya karşı mücadele tarihimizden öğrendiğimiz bu etkili hak arama silahımızı elimizden tümüyle almak için yanıp tutuştuklarını ardı ardına ilan ettikleri yasaklarla gösteriyorlar. İşlerine gelmeyen her şey için kullandıkları o sihirli kavramı devreye sokarak yapıyorlar bunu: ‘Milli güvenliği tehdit ettiği için”! Bu yalanın arkasında saklanan gerçeğinse bizim gücümüzden duydukları korku olduğunu biliyoruz. Çünkü biz grevle hayatı durdurduğumuz da gerçek gücün kimde olduğunu görüyor, gösteriyoruz. Kimin ürettiğini, kimin asalak olduğunu ve kimin de ‘milli güvenliği tehdit ettiğini’ açıkça göstermiş oluyoruz. Bakanlar Kurulu ve Erdoğan AKP’sinin bizim her eylemimize ‘tehdit’ gözüyle yaklaşmasının nedeni de grevle elde edeceğimiz ekonomik ve sosyal haklarla birlikte bir sınıf olduğumuz bilincine bir adım daha yaklaşmamızdır.

Metal fırtınanın yaratıcısı olan işçisi kardeşlerimiz bu yasağı da tanımayarak onların bu korkularını büyüteceklerdir.

Buradan patronlara ve onların temsilcilerine bir kez daha sesleniyoruz! Ne OHAL ne de KHK’lerinizin biz işçilere vereceği hiçbir şeyi yoktur. Aldığınız her kararla, uygulamaya koyduğunuz her pratikle patronların hizmetinde olduğunuzu gösteriyorsunuz. Yasalarınızın, hukukunuzun, aldığınız her kararın patronlar sınıfının çıkarlarıyla uyumlu olduğunu kendi yaptıklarınızla işçi sınıfına bizzat kendiniz öğretiyorsunuz! Hem de en pervasız biçimlerde. Fakat bizim sınıfımız sizin ne mal olduğunuzu öğreniyor. Bunu kendi sınıfımızın çıkarlarıyla uyumlu kolektif bir bilince dönüştüreceğimiz günler de uzak değildir.

Bu sefer metal işçisi kardeşlerimiz sadece görmekle yetinmeyecek; mücadelelerini fiili eylem biçimleriyle sürdürmeleri gerektiğini de öğrenecek ve geliştirecekleri değişik yol ve yöntemlerle bunu derinlemesine kavrayacaklardır. İşçi sınıfı kendi yasalarını dövüşerek size de kabul ettirecektir. Sizin takmadığınız o yasal kazanımları üretim alanlarında, meydanlarda hep birlikte yükselteceğimiz sınıf kardeşliği şiarlarıyla bir kez daha hatırlatacak, büyük bedellerle elde ettiğimiz grev hakkımızı gözümüzün içine baka baka gasp edemeyeceğinizi göstereceğiz.

Metal işçisi kardeşlerimizin sesini şantiyelerden yankılanan direniş türkülerimiz ve örgütlenme çabamızla buluşturup, büyük bir koroya dönüştürmek için elimizden geleni yapacağız.

İnşaat İşçileri Sendikası

Tags: , ,