İşçi Sınıfı Çalışmasında Planlamanın Önemi Üzerine

En kötü mimarı en iyi arıdan ayıran şey, mimarın yapacağı yapıyı önceden hayal edebilmesidir. Diğer bir ifadeyle, mimarın yapacağı şeyi önceden hayal edebilmesini plan yapması olarak koyarsak yanılmış olmayız. Bugün açısından, işçi sınıfı çalışmasında planlama yapmanın önemini kuşkusuz kimse yadsıyamaz. İşçi sınıfı çalışmasını günübirlik, gelişigüzel, el yordamıyla yürütmeye çalışmak demek, niyetlerden bağımsız olarak işin daha başında başarısızlığı kabul etmek anlamına gelir. Çoğu zaman yapacağımız bir işe üstünkörü bir hazırlıkla girişiriz. Üstünkörü bir hazırlık ve üstünkörü bir planlamayla girişilen çalışmanın sonucunda ise başarısızlığa uğrayarak gerisin geriye döneriz. Moraller bozulur, bu işi yapamayacağımıza kanaat getiririz ve yönümüzü, daha kolay yol alabileceğimiz eksenlere doğru döneriz. Ama bizi biz yapacak, sınıf hareketinde maddi bir güç olabilmenin yolu gerisin geriye döndüğümüz o noktalardır. İşte biz bunu unutup -veya bunun üstünden atlayıp-, “daha sonra” diyerek geçip gideriz.

Evet, sınıf çalışması zordur. En başta emek ister, muazzam bir çaba, inanılmaz bir ısrar ister. Fakat tüm bunların başına ise, sınıf çalışması kılı kırk yaran, en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş planlama yeteneği ister. Planlama, en geniş anlamıyla geleceği düşleyebilmektir. Geleceği düşleyemeyen- düşünemeyen bir çalışmanın ise başarı şansı yoktur. İşte bu yüzden planlama, tüm işçi sınıfı çalışması yürütenler açısından temel önemdedir. Çünkü sınıf çalışması iyi niyetlerden bağımsız bilimsel bir çalışmadır. Planlamanın önemi, içinden geçtiğimiz süreç temel alındığında yüz bin kez daha önem arz etmektedir. Yapılacak işlerin çokluğu ve bu işleri yerine getirecek örgütçülerin azlığı düşünüldüğünde planlamanın önemi günümüz açısından daha net görülecektir. Çünkü planlama, neyin yapılacağının, nasıl yapılacağının, ne zaman harekete geçileceğinin, bütün bu çalışmalar sırasında kimlerin sorumlu olacağının belirlenmesi ve saptanması sürecidir. Bu bağlamda, planlama, yapılacak işi zamanlamaktır ve ne kadar sürebileceğini tahmin etmektir. Planlama için, ‘projelerin zamanlandırılmasıdır demek yanlış olmaz. Yapılacak işin çok olup, yapacak örgütçünün az olması durumunda ise planlama gerçekten çok daha önem kazanır. Kuşkusuz buradan “iş var ama yapacak adamımız da çok, o halde plan yapmaya gerek yok” çıkarsamasına düşmemek gerekiyor. Çünkü en başta da söylediğimiz gibi, planlama geleceği görebilmektir; geleceğini göremeyen her çalışmanın sonu malum başarısızlıkla noktalanır. O halde, iş miktarıyla iş gücü arasındaki dengesizlik olmasa da planlamaya mutlaka gerek vardır. Planlama, birbirinin parçası olan işlerde hangi parçanın daha önce bitirilmesine karar vermektir aynı zamanda. Yapılacak işler parça bütün ilişkisi dışında da ilişkiye girmiş olabilir ya da işin yapılmasıyla oluşacak sonuç bir diğer işin yapılabilirliğini sağlayabilir. Örneğin, dev bir şantiye veya inşaat havzasında başlatmış olduğumuz çalışmayı hayal edelim. Bu dev inşaat havzasında çalışmanın ilk ayağını kuşkusuz bölgenin ve işçilerin ayrıntılı bir fizibilitesinin çıkartılması oluşturur. Bu adım ise bize, bölgede konumlanmış örgütçülerimize atılacak ikinci ve üçüncü adımların önünü açar. Çünkü, plan dahilin de fizibilite çalışması sayesinde attığımız ilk adım örgütçülerimize bölgeyle ilgili bilgiler sağlamıştır ve atılacak ikinci ve üçüncü adımların da daha sağlıklı yürütülmesinin önünü açmıştır.

Planlamada öncelik verilen işler vardır, bir de sonraya bırakılanlar… Öne alınan işlerin sonraya bırakılanların yapılmasını kolaylaştırması ya da hızlandırması yönündeki etkisi amaçlanır. Bir iş neden sonraya bırakılır? Bitirilmesi diğer işin yapılmasını zorlaştıracak olabilir o yüzden bırakılıyordur. Belki de daha önce yapılan işin sonucu, o işe girdi olacaktır. Öne alınan işin sonraki işe ayrılacak gücün azaltılmasını sağlaması da söz konusu olabilir. Öncelik verilen iş bittiğinde getirinin -diğerlerine göre- hemen elde edilmesi de muhtemeldir.

Bunlar yanında bir de motivasyon gibi çok kolay ölçülemeyen ve tamamen kontrol altına alınamayan faktörler vardır. Bu bağlamda, yine örgütçülerimizin çalışma yürüttüğü inşaat havzasına dönelim. Örgütçülerimiz çalışma yürüttükleri inşaat havzasında bölgedeki stratejik bir şantiye üzerine yoğunlaşıyorlar. Fakat bir türlü şantiyeden ilişki yakalayamıyorlar. İçerideki çalışma için adam sokmaya çalışıyorlar olmuyor, dışardan farklı yöntemlerle ilişki yakalamaya çalışıyorlar olmuyor. Moraller bozulup, motivasyon düşmeye başlıyor. Örgütçülerimiz sonunda, motivasyonun daha fazla düşmemesi ve bozulan morallerin tekrar tamir edilebilmesi için karar veriyorlar, ilişki yakalaması daha elverişli olan farklı bir şantiyeye yöneliyorlar. Burada örgütçülerimizin amacı, bütünsel anlamda çalışma yürüten örgütçülerin küçük ve kolay elde edilebilecek kazanımlarla motivasyonunu sağlamak. İlişki yakalanamayan şantiyeyi ise daha uygun anın kollanması için sonraya bırakıyorlar ama asla terk etmiyorlar.

Diğer taraftan ise planlamada kıvraklık geliyor… Daha anlaşılır bir dil ile ifade edersek, planlama içerisinde mikro-plancıklar yapabilme yeteneği. Yukarda, stratejik bir şantiyeye giremeyen örgütçülerimizin yaptığı türden bir kıvraklık ve mikro planlama. Örgütçülerimiz giremedikleri bir şantiyeye takılıp kalmıyorlar. Yapılan bütünsel plan içerisinde takıldıkları ve bir bütün olarak bütün planlamayı aksatacak olan bir noktada kıvraklık göstererek genel plan içerisinde hızla mikro bir planlama yaparak farklı bir noktaya yoğunlaşmayı seçiyorlar. Fakat buradan da, her zorlanılan noktada o mevziiyi terk etme hatasına düşülmemelidir. Kimi dönemlerde, gerçekten de çok zorlanılan, ulaşılması zaman alan bir hedefe inatla ve ısrarla yüklenmek gerekir. Çünkü o hedeften geri adım atıldığında bütünsel kayıplarımız daha ağır olabilir. Bu ayrımın tespit edilebilmesi ise tamamen bölgede çalışma yürüten örgütçülerimizin birikim ve öngörülerine bağlıdır.

Yapılan bir planın uygulanması uzun bir süreç gerektirecekse, başka bir anlatımla, planla uygulama arasına uzun bir zaman girecekse yapılan plan mutlaka yazılı hale getirilmelidir. Sadece hafızalara güvenilmemelidir. Planın elde yazılı halde bulunması, belleklerin zaman zaman tazelenmesi, unutulan noktaların yeniden hatırlanması bakımından yararlı olmanın yanında, pratiğin plana ne ölçüde uygun gittiğini ölçme imkânı da sağlayacaktır. Çalışmanın farklı etaplarında dönüp geriye bakma ve çalışmanın zayıf ve eksik yönlerine yeniden biçim verme açısından da önem taşımaktadır. Yazılı planlamanın diğer bir faydası da gelecek kuşaklara deneyim aktarımını kolaylaştırmasıdır. Sendikamızın kolektifi bilgi ve tecrübe birikiminin ortak bir havuzda toplanması olanağını sunmasıdır.

Belirli bir alanda yürütülecek çalışmaya yönelik planlama yapılırken, alanın tüm bilgisine baştan olabildiğince eksiksiz sahip olma hedeflenmelidir. Alanın özelliklerine ilişkin bilgi yetersizliği ya da kritik yönlere ilişkin eksiklikler, yapılacak planı, dolayısıyla çalışmayı sakatlayacaktır. Eğer ekipte plan konusunda endişe sahibi insanlar varsa onlara neden böyle karar verildiği açıklanarak olumsuzluklar giderilmelidir. Bu nokta ekip çalışmasında önemlidir. Ve asla göz ardı edilmemelidir. Çünkü planı hayata geçirmek kolektifin ve ekibin işidir. Eğer ekipte planlamayı yeteri kadar kavrayamamış tek bir kişi bile varsa, o planlama sürekli sekteye uğrar, zarar görür. Kısacası, planlama, önceden belirlenmiş amaçları gerçekleştirmek için yapılması gereken işlerin saptanması ve izlenecek yolların seçilmesidir. Planlama, geleceğe bakma ve olası seçenekleri saptama süreci yani geleceğin tasavvurudur. Özetle planlama, bir eylemle ilgili tüm etkinliklerin önceden hazırlanması sürecidir. Bu tanımlarda planlamayla ilgili olarak dikkat çeken ortak nokta, planlamanın geleceği bugünden görme ve kontrol etme aracı olmasıdır. Bu açıdan baktığımızda, planlama sınırsız ihtiyaçlarla sınırlı kaynaklar arasında bir dengeyi sağlama mekanizmasıdır. Geleceği yönetme ve kaynakları dağıtma aracı olan planlama neyin yapılacağının, nasıl yapılacağının, ne zaman harekete geçileceğinin, bütün bu çalışmalarda kimlerin sorumlu olacağının belirlenmesi ve saptanması sürecidir.

Diğer taraftan ise, planlama, “ama” lara yer vermeyecek bir tarzda net çizilmelidir. Kimin hangi işi nasıl yapacağının ve hangi araçların kullanılacağının belli olduğu, bir bütün olarak denetimin her saniye yapılabileceği, bir adım sonrasında hangi adımların atılacağının karara bağlandığı, terslikler ve olumsuzluklar karşısında paniğe kapılmadan yeni yöntemlerin ve araçların devreye sokulabildiği bir çalışma tarzıdır. Bu açıdan, altı bir kez daha kalınca çizilmelidir ki, iyi bir planlamayla girişilmeyen her çalışmanın sonu malum başarısızlıktır. Bu çalışma hele ki işçi sınıfı çalışması gibi muazzam örgütlü bir tarzı gerektiriyorsa önemi binlerce kez artmaktadır.

Yunus Özgür ( İnşaat-iş Örgütlenme Sekreteri )