İnşaat işçisinin öyküsü

Sivil ve çevik kuvvet polislerinin yığınağına rağmen bir anda Dia Holding’in çatısından aşağıya sallandırılan pankart ve slogan sesleriyle ortalık karışıyor. Ansızın gelişen işgal karşısında şaşkınlığını atan polis hızla çatıdaki direnişçi işçilere ve İnşaat-İş yöneticilerine yönelerek onları yumruk ve tekmeler eşliğinde aşağıya indiriyorlar. Polis Dia Holding’in kapısına barikat kuruyor ama gözaltı yok.

1c955eb106d88076acf5Aşağıya indirilen direnişçi işçiler ve sendika yöneticileri neden gözaltına alınmadıklarının şaşkınlığını yaşarken yüz metre ileride ikinci bir eylem gerçekleştirilerek yol trafiğe kapatılıyor. Yeni direnişçiler ve sendika yöneticileri açtıkları pankart ve sloganlarla Dia Holding binasına doğru ilerliyor. Yolun trafiğe kapatılmasını ve her şey bitti derken yeniden bir eylem konmasını hazmedemeyen polis bu defa gözaltına hazırlanıyor. Bütün direnişçiler kolkola kenetlenerek slogan atıyorlar ve arbede başlıyor. Yumruklar, tekmeler, coplar, küfürler… Direnişçiler tek tek koparılarak gözaltı arabasına bindiriliyorlar. Ücretlerini alamayan işçi arkadaşları gözaltına almıyorlar. Polis direnişçi işçileri ve sendika başkanını kenara iteleyerek “Siz kenarda durun, sizi gözaltına almayacağız” diyor. Polise diklenen direnişçi işçi Ersin, “Arkadaşlar benim hakkımı almak için buradalar ve gözaltına alınıyorlar, ben burada böylece duramam; o halde beni de gözaltına alacaksınız” diyerek hızla gözaltı arabasına biniyor.

İnşaat işçisi Ersin, Zonguldak-Ereğli’ye bağlı Yalnız Çam köyünden, 3 çocuk babası. Ersin köydeki maddi olanaksızlıklardan kaynaklı ailesini ve köyünü geride bırakıp uzun yıllar önce gurbete çıkarak inşaat işçiliğine adım atmış. Türkiye’nin birçok kentinde çalışmış. Yoksulluk onu en son İstanbul’a sürüklemiş. Tıpkı yoksulluk nedeniyle memleketlerini geride bırakarak büyük kentlerde ekmek parasının peşine düşen ve en insanlık dışı çalışma ve yaşam koşullarına katlanan yüzbinlerce inşaat işçisi gibi…

Kapıyı açıp sendika odasından içeriye girdiğinde Ersin’in yaşadığı ürkeklik her halinden yabancısı olduğu bir ortamda bulunduğunu ele vermeye yetiyordu. Bütün insanlık dışı koşullara katlanarak çalıştığı şantiyeden kapı dışarı edilmişti, hem de içeride kalan parasını alamadan. Ona söz vermişlerdi ‘paranı maaş günü hesabına yatıracağız’ diye. Ama aylar geçmesine rağmen ne arayan ne de hesabına para yatıran vardı. Sonunda inşaat işçilerinin bir sendikası olduğunu ve son çaresinin sendika olduğuna karar vererek o ilk adımı atarak sendikaya geldi. Aslında Ersin’de yüzbinlerce inşaat işçisinin sık sık yaşadığı maaşının ödenmemesi durumuyla karşı karşıyaydı. Ama Ersin’i tek başına sendikaya yönelten sorunun bir kereye mahsus yaşadığı bu olay olmadığını öğreniyoruz anlatmaya başlayınca.

500-281 (1)Ersin, 2013 yılında Maslak 1453 şantiyesinde çalışmış. Aylarca oyalanarak maaşı verilmemiş. Eve para yollayamayan ve kendi deyimiyle bir parça kuru ekmeğe muhtaç olan ailesine para gönderememek artık canına tak etmiş ve gözünü karartarak vince çıkmış. ‘Param ödenene kadar buradan inmeyeceğim, param ödenmezse kendimi buradan aşağıya atarım’ diyerek hakkını istemiş. Ama kandırılmış. Maaşının hemen hesabına yatırılacağı sözünü aldıktan sonra vinçten inmiş ama ne parası… bir ton dayak yiyerek kapı dışarı edilmiş. Canını zor kurtarmış, Mersin’de farklı bir şantiyede iş bularak çalışmaya başlamış. Bu şantiyede iş “kazası” geçirmiş. Hastanede patron “Sen merak etme bütün masraflarını biz karşılayacağız” diyerek şikâyetçi olmamasını istemiş. Ersin patronun bu sözüne güvenerek şikâyetçi olmamış. Patron Ersin’in cebine üç beş kuruş koyarak köyüne yollamış fakat o günden sonra ne arayan ne de soran olmuş. Ersin’in o iş kazasında omuriliği zedelenmiş ve sürekli dayanılmaz bel ağrıları çekmeye başlamış. Tam 3 ay yataktan kalkamamış. 3 ay boyunca köylüleri kendi aralarında maddi yardım toplayarak Ersin’in ailesine bakmışlar. Bu da yetmezmiş gibi kendisinin iş “kazası”ndan dolayı yatalak yattığı günlerde eşi ve bir çocuğu trafik kazası geçirerek tedavi görmüşler. Eşinin ve oğlunun trafik kazası geçirmesi Ersin’in tam anlamıyla elini kolunu bağlamış. Tedavi sürecini tamamlamadan yine göç yollarına düşmek zorunda kalan Ersin bu defa yine Mersin Anamur’da bir şantiyede iş bulmuş. 5-6 ay çalışmasının ardından ,kör talih olsa gerek- yine şantiyeden kapı dışarı edilerek 5-6 aylık alacağı içeride kalmış. Ne yapıp ettiyse de yine hakkını alamamış. Ve sonunda sendikanın yolunu tutmuş.

Dia Holding önünde direnişe geçme kararının alınması ve direnişin başlamasının ardından Ersin’de hızla yaşanan değişim artık gözle görünebilecek kadar açıktı. Ersin MHP’ye oy vermiş, bu partinin görüşlerini savunuyordu. Direnişin ilerleyen günlerinde Ersin’de her yönüyle değişim başlamıştı. Ersin’in kendi deyimiyle “ben hala şaşkınım, nasıl oluyor bu bir türlü anlam veremiyorum, ben düne kadar sizleri hiç tanımıyordum ve sizler benim için burada sabahtan akşama kadar soğuk yağmur demeden benimle birlikte bekliyorsunuz, ben ömrüm boyunca sizin gibi hiçbir çıkar gözetmeyen insanlarla karşılaşmadım” diyerek bu şaşkınlığını dile getiriyordu. Hele bir de polisin saldırıp gözaltına alması Ersin’in kafasını tamamen altüst etmişti. Gözaltı aracında “Nasıl olur, haksızlığa uğrayan, parası verilmeyen benim ama polis gelip bizi döverek gözaltına alıyor” diyerek şaşkınlığını dile getirip duruyordu.

Ersin’e ömrü boyunca ailesini geçindirmek ve onlara daha iyi bir yaşamın yolunun hiç itirazsız durmaksızın çalışmaktan geçtiği öğretilmişti. Ersin de kendisine öğretilen bu çerçevede yaşamını idame ettirmeye çalışan sıradan bir inşaat işçisiydi. Fakat yaşam ona bunun hiç de böyle olmadığını, hakkını almak için mücadele etmesini dayattı. Ve Ersin hiç yürümediği bir yola girmek zorunda kalarak farklı bir dünyanın olabileceğine ve bugüne kadar kendisine öğretilen birçok şeyin kapitalist sömürü düzenini ayakta tutmak için olduğunu sezmeye başladı.

Yunus Özgür İnşaat-iş Örgütlenme Sekreteri