‘Bir milletvekili gelseydi kendimi yakmayacaktım’

Dün akşam saatlerinde TBMM Dikmen Kapısı’na yakın bir noktada kendini yakan inşaat işçisi arkadaşımız ile kaldırıldığı Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde konuştuk. 15 yıllık kalıpçı ustası Sıtkı Aydoğmuş arkadaşımızın yaşadıkları ve anlattıkları, bu topraklarda yaşayan milyonlara dayatılan krizlere ayna tutar nitelikte.

İnşaat İşçileri Sendikası olarak, gerek şantiyelerde bize reva görülen ve kimse tarafından bir türlü görülmek istemeyen cehennem koşullarımızı, gerekse bize biçilen yaşam düzlemini duyurmak ve hissettirebilmek peşinde olduk. Öyle ki; aynı cenderenin içine hapsedilmiş tüm işçi sınıfının aynı sorunlara sahip olmasına rağmen milyonların arasında zımni bir anlaşma varmışçasına sır gibi saklanıyor. Sıtkı Aydoğmuş arkadaşımız, zifiri karanlığa boğulmuş bu sırrı bir mum ateşiyle su yüzüne çıkarmayı amaçlayanlardan sadece birisi. Üstelik bedelini canıyla ödeyecek kadar da bu cehennemde boğulduğunu bu toprakların tüm öznelerine göstermeye çalıştı.

Sendikamızın Ankara Temsilciliğinin Numune Hastanesi’nde ziyaret ettiği kalıpçı ustası Sıtkı Aydoğmuş arkadaşımız, sendikamızın genel merkezi ile görüşerek yaşadıklarını ve amacını anlatarak tüm işçi arkadaşlarımıza ve kamuoyuna duyurmamızı istedi:

IMG-20180113-WA0000‘’15 yıllık kalıpçı ustasıyım. 2013 yılında SİNPAŞ’a bağlı Delta isimli bir taşeronda çalıştım. 13 Şubat 2013’te hiçbir iş güvenliği olmadığından kaynaklı şantiyenin üçüncü katından düştüm. Kaburgam kırıldı, omuriliğimde ve kafatasımda zedelenme oldu. Hastanede tedavi altına altındım. Omurulik zedelenmeme sebebiyet verdiği için bir aylık tedavi sürem boyunca hastanede hiç kıpırdamadan yatmak zorunda kaldım. Tam bir ay!

Bizlerin ancak cenazesinin değerli olduğu bu ülkede, firma yetkilileri hastanede yanıma geldi. Benim tedavi sürecimde yardımcı olacaklarını, şikayet etmemem durumunda bana ev alacaklarını, araba alacaklarını, para vereceklerini vaat ettiler. Bir ayın sonunda sanki bir köpeği dışarı atarmışçasına hastaneden çıkınca beni sedyeyle evimin kapısının önüne bırakıp çekip gittiler. Ha birde 200 TL verdiler, sadece 200 lira!

Bunun üzerine yine 2013 yılında SİNPAŞ’ı mahkemeye verdim. Gerek mahkeme süreci için gerekse çalışamadığımdan dolayı hayatımı sürdürebilmem için çeşitli ihtiyaçlarımı karşılamak suretiyle 30 bin TL kredi çektim. Yetmedi, 10 bin TL daha kredi çekmek zorunda kaldım. 5 senedir bu mahkeme devam ediyor, bu süreçte işsiz kaldım, tam 6 kere hakim değişti ama mahkeme hala sürüyor.

SİNPAŞ ile mahkemelik olmamdan kaynaklı girdiğim her yerde beni işten çıkartıyorlar. Hatta bu yüzden kimi yerlerde kaçak çalıştım, sırf üç kuruş para kazanabilmek için. İnşaat işçisine her şeyi geçtim ücreti dahi verilmiyor, bedavaya çalıştırmak peşindeler. Sigortalarımız eksik ve gerçek ücret üzerinden değil, asgari ücret üzerinden yatırılıyor. Devletin bize verdiği Asgari Geçim Ücreti’ne patronlarımız sağ olsun el koyuyorlar. Göstermelik iş güvenliğinin olduğu şantiyelerde cambaz gibi çalıştırılmaya mecbur bırakılıyoruz.

TBMM önüne sadece sesimi duyurmak için gittim. Giderken kendimi yakmak gibi bir niyetim yoktu. İstiyordum ki sadece bir milletvekili gelsin, inşaat işçisinin sorununu dinlesin, yaşadıklarımızı bir bilsin. Bir milletvekili gelseydi hiç bir şey olmayacaktı. Sırtımı duvara dayadım, elimde benzin bidonuyla bekledim. Ben bir milletvekilini beklerken, apar topar polisler üzerime geldiler. Hiçbir şey yapmayacaktım aslında. Polisleri öyle görünce, ben de dayanamadım. Üzerime benzini döküp çakmağı çaktım, kendimi ateşe verdim. Sadece bir milletvekili ile görüşmek için illa ölmek mi gerekiyor?

Ben 15 Temmuz’da iki gün sokaklardaydım. Bana reva görülen bu mu? Tecavüzcüler, hırsızlar mahkemenin ön kapısından girip arka kapısından çıkıyor, ama biz işçiler ölene kadar süründürülüyoruz. Hakkımızı istediğimiz için süründürülüyoruz.

Ben adaletsizliğin her zaman karşısında oldum, ama bense en ağır biçimde yaşadım adaletsizliği. Sadece sesimi duyurmak istiyorum’’

Sıtkı arkadaşımız, 2-2,5 milyon inşaat işçisinin profilidir. Yüksek binaların, devasa cazibe merkezlerinin, lüks otellerin hatta işçi arkadaşımızın kendini yaktığı TBMM’yi yapan biz inşaat işçileri, bu yapılar bittiğinde kapısından içeri dahi alınmayanlarız. Bizim seçtiğimiz milletvekilleri, bizim yaptığımız TBMM dışına çıkıp, en azından canımız için bile bizimle konuşmaya tenezzül etmiyor.

Sıtkı Aydoğmuş hepimizin feryadıdır. Hepimizin suskunluğuna yakılmış bir mum ateşidir. İnşaat işçisinin yaşadığı cehennemdeki bir isyanıdır. Bu düzeni altüst etme iddiası taşıyanların da bıraktığı boşluktur.

Sendikamızın Ankara Temsilciliği’mizin işçi arkadaşımızla yaptığı görüşme sonrasında polis tarafından uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Sıtkı Aydoğmuş ile yaptığımız görüşme sonrasında, Ankara Temsilciliğimiz hastane tedavisi boyunca refakatçi olarak yanında kalacaktır. Kendini yaktığı için hakkında açılan mahkeme de, sendikamız avukatı tarafından takip edilecektir.

İnşaat İşçileri Sendikası olarak Sıtkı Aydoğmuş arkadaşımızın yanındayız, unutmayacağız. Bir işçiyi canından edebilecek kadar çürümüş bu düzene karşı, Abdi Ağa’nın zulmüne başkaldıran İnce Memed’in cesareti, Nemrut’un yaktığı ateşi ağzında bir damla su ile söndürmeye çalışan karıncanın ısrarı ile mücadele edeceğiz. Sıtkı’nın yaktığı ateş, bize reva görülen cehennemi ve Tiranları yakana kadar vazgeçmeyeceğiz!