“Baldırı çıplaklar” örgütleniyor: Emaar deneyimi

”Yükseliyor, yükseliyor yapı kanter içinde”

İstanbul Anadolu Yakası’nda, eğlence merkezleri, AVM’ler ve rezidanslarla ”büyülü” bir dünya inşa ediliyor. Bu dünyanın yapıcıları, inşaat bittiği zaman varettikleri yapının kapısının içinden bile giremeyecek kadar emeğine yabancı. Bu yabancılaşmaya karşı bir avuç inşaat işçisinin mücadelesi ile başlayan sınıf savaşımı bugün nasıl bir konumlanış içerisinde ve ne vaadediyor?

İnşaat işçileri, işçi sınıfının en örgütsüz bölüklerinden biri. Bu örgütsüzlük, işçilerin bir arada hareket etmesinin önüne engel oluşturacak, kendine özgül koşulları olan bir işkolunda varolduğu için bugün inşaat işçileri “ortaçağ köleleri”nden farksız koşullarda çalıştırılmakta.

yapı 2İnşaat işçilerinin bugün en temel hakları bile burjuvazi tarafından rahatlıkla gaspedilmekte. Öyleki, kayıtlı rakamlara göre 1,5 milyonun üzerindeki inşaat işçisinin birçoğu -inşaat sektörü en çok kayıtsız işçi çalıştıran işkolları arasında, bu yüzden bu rakamı yaklaşık olarak 2-2,5 milyon olarak düşünmek gerekir- çalıştığı hemen hemen her şantiyede ücretinin gaspedilmesiyle ya da en iyi ihtimalle düzensiz bir biçimde yatırılmasıyla karşı karşıya kalıyor. İnşaat sektörü, burjuvazinin kendi koyduğu yasaları bile rahatlıkla çiğneyebilecek tamamen kuralsız bir biçimde kurgulanıp insanlık dışı koşullarda çalışma ortamı yaratarak,işçiye sömürüyü iliklerine kadar hissettiriyor.

Sömürüye bu denli hoyratça maruz kalan inşaat işçileri, sınıf eksenli bir örgütlenme çalışmasına da oldukça yabancı. Devrimci işçi İsmet Demir’in öncülük ettiği 1960′lı yılların Yapı-İş pratiği dışında inşaat işçileri arasında ele avuca gelir bir örgütlenme girişimi olmamış, böyle somut girişimin içerisinde olan sendikal hareketler de, ya sınıfsal bir mücadele gayesi içerisine hiç girmemişler ya da inşaat işçisi boğazına kadar sömürünün içine saplanmışken, taşlaşmış bürokratik yapılarıyla sınıf hareketinin de önüne engel oluşturacak bir konumlanış içerişinde olmuşlar. (Bugün inşaat işkolunda faaliyet yürüten bizim dışımızda 5 sendika mevcut: Yol-İş, Dev Yapı-İş, Pak İnşaat-İş, Öz İnşaat-İş, YDİ-SEN. Bunların arasında DİSK’e bağlı Dev Yapı-İş ikinci, diğer sendikalar ise birinci gruba giriyor.)

Bu nedenle inşaat işçilerinin ‘düpedüz kölelik’ olarak tanımlanabilecek koşullarda çalıştırılması ve kökleri çok eskiye dayanan bir örgütsüzlüğe sahip olması gözönünde bulundurulursa kapitalizmin ilk dönemlerindeki işçi sınıfıyla birçok yönden benzerlik gösteriyor. Bu benzerlik -yine bu durumlara paralel olarak- sınıf hareketleri/eylemleri açısından da kendini göstermekte. Kapitalizmin ilk dönemlerinde, işçi sınıfının ortaya çıkışıyla başlayan kendiliğinden ya da yarı-kendiliğinden eylemler esasen bireysel temelde gerçekleşmekteydi. Bu eylemlerin bir çoğu da, makineleri ya da ürettiği ürünü kırma/parçalama biçiminde gerçekleşen, kısa süreli ve sınıfın bütününün çıkarlarına yarar sağlamaktan uzak eylemlerdi.

yapı yükseliyorİnşaat işçileri de bugün, doğru-dürüst ücret alamamanın, kayıtsız çalışmanın, sık sık işsiz kalmanın biriktirdiği öfkenin dışavurumu olarak çoğu kez ilk işçi eylemlerini tekrarlamakta. Genelde çalıştığının karşılığını alamamak gibi yakıcı bir sorundan kaynaklı bardağın taşmasıyla beraber yaşam bulan bu eylemler, inşaat işçileri arasında özgül bir format da kazanmıştır. Kırma-dökme dışında, daha önce sonuç alındığının görülmesi ve işçiler içinde defalarca tekrarlanmış olması sebebiyle vince çıkarak patronu intihar etmekle tehdit etmek, inşaat işçileri arasında hak arayışında ilk akla gelen eylem biçimidir. Bununla beraber burjuvazinin kar hırsının inşaat işçilerinde yarattığı tahribatların sonucu inşaat işçilerinin kendini yakma girişimlerine de sıkça rastlanmakta.

İnşaat işçilerinin, bıçak kemiğe dayandığı zaman öfkelerinin dışavurumu olarak kendiliğinden gelişen bireysel eylemleri, inşaat sektöründe patronların azami kar hırsı için devreye soktuğu dizginsiz sömürü uygulamaları ve inşaat işçilerinin bu duruma karşı örgütsüz/kayıtsız kalmaları bugün örgütlenme çalışması için yöneldiğimiz Emaar Square şantiyesinde de hemen hemen geçerli.

“Örgütlü şantiyeler” yaratmak

örgütlüşantiyeler1İnşaat gibi tamamen orman kanunlarının uygulandığı bir işkolu içinde faaliyet yürütmek, daha programlı ve daha sistemsel bir sınıf çalışmasını zorunlu kılıyor. Emaar Square şantiyesindeki örgütlenme çalışması yönelimimiz, işte bu zorunluluğun sonucu doğan bilinçli bir tercihin ürünü.

İnşaat İşçileri Sendikası, İnşaat İşçileri Dernek Girişimi olarak başlayan yaklaşık 5 yıllık çalışmamız boyunca binlerce işçinin büyük çoğunluğuşya “ücret alamayışı” üzerinden ilişkilendik. Beraber hareket ederek sürece dahil olduk. Çoğu zaman da bu süreci eylem yaparak sonlandırdık.

Sendikanın Emaar Square şantiyesindeki çalışmalarından önce bugüne kadar gerçekleştirdiği eylem pratiklerinin neredeyse tamamının çıkış noktasının işçinin ücret alacağı oluşturur. İnşaat işçisinin en yakıcı sorunu haline gelmiş ücret gaspı, pratiğimizde bu yüzden çok belirleyici bir noktada durmaktadır. Böyle bir temel hakkı görmezden gelip ya da biraz rölantide tutup örgütlü olduğumuz işçileri beslenme, barınma vs. hakları için eyleme geçirmek hem komik hem de gerçekliğinden kopuk olurdu. İnşaat sektöründe bir şeyleri değiştirmek istiyorsak o zaman önceliğimiz, milyonlarca işçinin sürekli karşı karşıya kaldığı böyle bir hak gaspını ortadan kaldırmak olmalıydı. Fakat bu durum inşaat işçileri arasında güçlü bir örgütlülüğe ve oldukça yaygın bir ilişki ağına ulaşmadan tümden kaldırılamaz. Bunun için, örgütlü bir sınıf yaratmak, örgütlü bir sınıf için ise öncelikli olarak örgütlü bir şantiye modeli yaratmamız gerekir. Emaar Square, bizim için böyle bir model teşkil ediyor.

Emaar’da neler yapıldı, ne değişti?

Emaar Square, binlerce işçinin çalıştığı, komplike bir taşeron ağıyla çepeçevre işçinin emeğinin kuşatıldığı dev bir şantiye. Alışveriş merkezleri, rezidanslar, oteller ve eğlence merkezleriyle kapitalizmin ışıltılı dünyasının bir parçasını temsil eden Emaar Square, kapitalizmin kendisi gibi işçi kanı üzerinden yaratılmakta.

Bugün AKP, rant uğruna betona çevirdiği her yeri, ‘çılgın’, ‘mega’, ‘asrın projesi’ gibi süslü sıfatlarla boyayarak ‘satmaya’ çalışsa da Emaar Şantiyesi’nde olduğu gibi sömürünün boyutları artık saklayamayacakları noktada. Bunun iyi bir örneği olan Emaar Şantiyesi’nde, bugün konu inşaat işçisinin hakları olduğu zaman burjuvazi kendi koyduğu iş yasalarına bile uymayarak sıkıştığı anda işçinin kanını pazara çıkarmaktadır.

Emaar işçisi, ‘ücretli köle’ değil düpedüz ‘köle’

İnşaat sektörünün tamamında olduğu gibi Emaar’da da inşaat işçisine dizginsiz sömürü koşulları dayatılmakta. Emaar bünyesinde iş almış hangi taşeron firma olursa olsun şantiyede çalışan tüm inşaat işçileri sık sık ücretlerini alamamak gibi temel bir problemle karşı karşıya kalıyor. İnşaat sektörünün tamamına yayılmış böylesi bir hak gaspı Emaar Square şantiyesinde de devreye sokulmuş. Birçok işçi defalarca bu şantiyede böylesi bir problemle karşılaşmış, kimi zaman bireysel eylemleri ya da öfkeleri sonucu alabilmiş kimi zaman da firmanın sündürmesinden kaynaklı umudunu yitirip parasının peşine düşmemiş. Böyle yakıcı bir hak gaspıyla karşılaşanların sayısının çok fazla olması, bizimle de bu konuda temasa geçen işçilerin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu işçilerin ücretlerini fiili bir müdahaleyle defalarca kez eylem sonucu almış olmamız sendikayı Emaar şantiyesi’nde çalışan binlerce işçinin gündemine sokmayı başardı. Böylelikle, Emaar’daki örgütlenme çalışmamızın önemli bir halkasını yaratmış olduk.

Türkiye’de bir ilk: “Şantiyede sendika temsilcisi”

Ücret gaspı üzerinden gerçekleştirdiğimiz ilk eylemimizle artık Emaar’da hem işçilerin hem de firmanın gündemine girerek inşaat işçisinin kendi örgütlü özgücü ile haklarını geri alabileceğini göstermiş olduk. Bunun yanında ilişki ağımızı genişleterek örgütlülüğümüzü güçlendirdik. Sendikal anlamdaki bu örgütlü güç, işçi iradesinin sürece egemen olması ve işçilerin kararlarının arkasındaki dik duruşu sayesinde ‘orman kanunları’yla yürüyen inşaat gibi bir işkolunda, şantiyede sendika temsilcisinin resmi olarak tanınmasını da sağladı. Yasal olarak sendikanın böyle bir hakkının olmamasına rağmen işçi iradesiyle sadece isimde değil yetki ve hak anlamında da sendika temsilcisi fiili olarak kabul ettirildi. Öyle ki, İş Kanunu’na göre işyeri temsilcisi, toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi kesinleştiğinde atanabilir.

İnşaatta farklı bir pratik

emar2İnşaat İşçileri Sendikası olarak bugüne kadar sayısız eylem yaptık. Sendika olarak yaklaşık iki yıllık bir geçmişimiz olmasına rağmen, birçok sendikanın sayıca önüne geçecek kadar eylem pratiğimiz oldu. Bu, büyük oranda inşaat işkolu gibi neresinden tutarsak tutalım, bir hak gaspıyla karşı karşıya kalacağın bir sektörde faaliyet yürütüyor olmamızdan kaynaklanıyor. Yanı sıra, sınıf faaliyetimizin ayırt edici noktasının, işçileri, haklarını fiili bir iradeyle almaları konusundaki ısrarcı konumlanışımızın etkisi de oldukça yüksek.

Şantiye dahilindeki bu eylemlerin tamamının çıkış noktasını ücret gaspı oluşturuyor. Çünkü, ücretlerini bile alamayan inşaat işçilerine bir başka ileri talep için mücadele etmek çok umut verici olarak görünmüyor. Böyle bir talep içine girdiği zaman da mahkeme yoluyla bu hakkını almaya çalıştığı için sendika ile temas kurmuyor. Bunun için örgütlü olduğumuz şantiyeler olmadığı için başka talepler gündeme gelmiyor, varolan üyelerimiz işten atılmadıkça pratiğimiz farklılaşamıyor.

Emaar’da da pratiğimizin yeni bir botuya sıçraması için giriştiğimiz örgütlenme faaliyeti ilerledikçe, patronların saldırıları da boyut değiştirdi. Bu saldırılardan biri de, sendika üyesi olduğu için formenlerin ve firma temsilcilerinin gözlerinin üstünde olduğu iki işçiyi işten atmaları oldu. Bunun için yaptığımız direniş sonucunda işçi arkadaşımızın birinin işe geri alınması, diğerinin ise kendi tercihi doğrultusunda haklarının alınması sendikal faaliyetimizde de bir ilki oluşturdu. Üstelik sendikalı olmanın, sendikal faaliyetin -olması gerektiği gibi- tanınmasını ve meşruluk kazanmasını sağlamış oldu.

Şantiyedeki düzene iradi bir müdahale: İş bırakma eylemi

Sendikal mücadeleyi, özelde de Emaar Şantiyesi’ndeki faaliyetimizi kaba anlamda bir ’savaş’ olarak kurgularsak, bugüne kadar yaptığımız eylemler daha çok patronun saldırılarına karşı yanıt temelinde gerçekleşti. Etki alanımızın genişlemesi, sendikanın patronlar tarafından resmi olarak tanınması ve işçiler içinde bir güç olduğumuz düşünülürse artık saldırı sırasının bize geçtiği söylenebilir. Bu yüzden iyi hesaplayıp, süreci doğru bir biçimde örerek bu şantiyede kimi şeyleri adım adım değiştirmeye başlamalıydık. Emaar bünyesindeki Delta Mühendislik’teki üye arkadaşlarımız ile gerçekleştirdiğimiz iş bırakma eylemi böylesi bir kurgu üzerinden gerçekleştirildi.

emar1Örgütlü olduğumuz taşeronlardan sadece biri üzerinden gerçekleştirdiğimiz iş bırakma eylemi, işçi arkadaşlarımızın kolektif iradesi sonucunda belirlediğimiz dört temel talep üzerine kuruldu. Tüm işçilerin tartışarak bu noktaya getirdiği süreç, Delta Mühendislik işçilerinin taleplerini kendilerinin belirlemesi ve süreci kendilerinin örmesi nedeniyle aslında eyleme en büyük kazanımla başlanmıştı. Ücretlerdeki adaletsizliğin ortadan kaldırılması, mobbingin kaldırılması, beslenme ve barınma koşullarının iyileştirilmesi ve çalışma saatlerinin düşürülmesi talepleri karşılanana kadar sürecek iş bırakma eylemimiz toplamda 6 gün sürdü. Bu altı gün boyunca çok sancılı bir süreç yaşamamıza rağmen, sektör için çok ciddi bir durum teşkil eden bu taleplerin tamamını fiili gücümüzle kabul ettirdik.

  • Çalışma saatleri yasal düzenlemelere uygun hale getirilecek, Cumartesi günleri öğleden sonra mesai olarak işlenecek. (İşçiler artık ücretsiz bir biçimde çalıştırıldıkları zorunlu mesaiye tabi tutulmayacak, daha önceki mesai ücretleri de geriye dönük olarak tüm işçilere ödenecek.)
  • İşçi ücretlerinde düzenleme yapıldı. (Usta işçiye kalfa, kalfa olana çırak ücreti verilerek ücretlerde bir usulsüzlük yaratılmıştı. Taşeron, ana firmadan usta parası almasına rağmen işçiye kalfa ya da çırak parası vererek işçinin üç kuruşunu da gaspediyordu. Sendikanın isim isim belirlediği işçiler arasında usta olan işçiye usta, kalfa olana kalfa ücreti verilerek ücretlerde bir iyileştirme yapıldı. Daha önceki aylarda verilmeyen bu farklar, geriye dönük de tüm işçilere ödendi.)
  • Barınma ve beslenme koşulları sendikanın bu konuda hazırladığı rapor esas alınarak değiştirilecek (İşçilerin kaldığı yerler sendika tarafından tek tek gezilerek bir rapor tutulacak. Bu rapor çerçevesinde belirtilen değişikler gerçekleştirilecek.)
  • Şantiyede iş güvenliği, sendikamızın iş güvenliği uzmanının da olduğu sendika heyeti tarafından düzenli olarak raporlanacak ve bu rapor esas alınarak iş güvenliği konusunda düzenlemeler yapılacak.
  • İşçi arkadaşlarımıza mobbing uygulayan işçi düşmanı üç formen işçi arkadaşlarımızın yanında çalıştırılmayacak (Sendikalı oldukları için işçi arkadaşlarımıza mobbing uygulayan -örneğin; yaklaşık 100 kg ağırlığındaki makaraları tek başına taşımalarını dayatan- işçi düşmanı formenlerin baskısının önüne geçmek için, işçi arkadaşlarımızın verdiği karar ile formenlerden ayrı çalışılacak).
  • İş bırakma eylemimiz sırasında ve çalışma yaşamında şantiye içerisinde karşılaştığı mobbinge karşı öfkesinin dışavurumu olarak şantiyenin çatısına çıkarak, intihar teşebbüsünde bulunan işçi, psikolojik tedavi görecek.Tedavi süreci bitene kadar çalışmayacak, bu süre boyunca ücreti düzenli olarak ödenecek ve tedavi masrafları firma tarafından karşılanacak.
  • Hiçbir işçiye verilmeyen maaş bordroları artık veriliyor (Ücretlerde yaptıkları usulsuzlukleri gizlemek amacıyla vermedikleri bordrolar, işçilere verilmeye başlandığı için artık ücretlerde usulsüzlük yapılamayacak).

Bu taleplerin tamamını şantiye içerisindeki örgütlü gücümüz ve fiili irademiz sonucu aldık. Emaar Şantiyesi’nde örgütlü olduğumuz taşeron bünyesinde kabul ettirdiğimiz bu talepler, sendikanın pratiği açısından bir ilk olmasından açısından çok önemlidir. Bununla beraber inşaat gibi bir işkolunda bu hakları almak ve bunların da ötesine geçerek gerçek anlamda bir örgütlülük yaratmak, sömürüyü iliklerine kadar hisseden inşaat işçileri arasında emsal teşkil ettiği için işçilerin kendi hakları için fiili mücadele etmesini tetikleyecek bir çıkış noktası da olabilir.

“Örgütlü şantiye”den örgütlü sınıfa

son bölümEmaar Şantiyesi’nde birkaç ay önce başlayan sendikal çalışmalarımız çerçevesinde, örgütlü olduğumuz bir taşeron özelinde aldığımız hakların büyük bir kısmı, İş Yasası’nda belirtilenden ibaret. Fakat, inşaat sektöründe burjuvazi kendi yasalarını bile görmezden geldiği için öncelikli adımımız, çalışma koşullarını yasal çerçevenin sınırlarına çekmek oldu/olacak. Örgütlü bir güç konumuna geldiğimizde, burjuva yasalarının sınırlarını yerle bir ederek işçi sınıfının yasalarını etkin hale getirmek kuşkusuz eksenimiz olacak.

Bugün küçük kulaçlarla ilerlediğimiz, inşaat gibi milyonlarca işçinin çalıştığı bir deryada birkaç yıllık çalışmamızda “demokratik merkeziyetçilik” çerçevesinde yarattığımız pratik, sendikal mücadele içinde, İnşaat-İş açısından ayırtedici bir göstergedir. Bu yüzden anlayış olarak temsil ettiğimiz mücadele biçimiyle bu kolektifi, bir sendikanın ötesinde bir “sokak hareketi” olarak tanımlamak daha doğru olur. İşçi sınıfı da ancak böyle bir kavrayış ile örgütlü bir sınıf haline getirilerek burjuvaziye karşı bir güç haline gelebilir.

 

Kadir Kurt  İnşaat-iş Üniversite Komisyonları üyesi

Tags: , , ,