İnşaat İşçileri Sendikası’nın 2. Olağan Genel Kuruluna Sunulacak Olan Tebliğleri

Öncesi bir yana, 2014 yılında kurduğumuz ve bin bir zorluklar, yoksulluklar ve bedeller ödeyerek bugüne getirdiğimiz İnşaat İşçileri Sendikamızın 2. Olağan Genel Kuruluna sayılı günler kaldı. Sendikamızın her kerpici, tek tek her tuğlası binlerce inşaat işçisi arkadaşımızın ortak emeği ve alın terinin birbirine karışmasıyla bugünlere ulaştı.

Ankara Gar’ında İŞİD çetelerinin kalleşçe düzenlediği bombalı saldırıda kaybettiğimiz 6 can dostumuz, sendikamızın kurucuları ve emektarları ise sendikamızın harcını kanlarıyla karıp, inşaat işçilerinin zorlu mücadelesini bizlere emanet ederek ayrıldılar aramızdan.

Bu bağlamda, 28 Ocak tarihinde gerçekleştireceğimiz 2. Olağan Genel Kurulumuz sendikamız tarihi açısından önemli bir noktada durmaktadır. 1. Kuruluş Kongremizin ardından yapacağımız ilk Genel Kurul olmasının önemi bir yana, koskoca 3 yıl boyunca sendika olarak attığımız her adımın hesabını birbirimize ve Ankara’da kaybettiğimiz 6 can dostumuza vereceğimiz bir platform olması açısından da önemli bir yerde durmaktadır.

Sendikamız İnşaat İşçileri Sendikası kurulduğu andan itibaren inşaat işçilerinin mücadelesini ileriye taşıma ve çürümüş bürokratik sendika anlayışının aksine tüm kararları inşaat işçileriyle birlikte alma ve her anlamda şeffaf ve açık bir yapıda hareket etme ilkesiyle hareket etmeye çalışmıştır. Bu noktada, Genel Kurulumuza sunulacak ve 3. Genel Kurulumuza kadar sendikamızın şantiyelerde sürdüreceği mücadelenin yol haritasını da çizecek olan 6 temel başlık altında kaleme alınan metinler sendikamızın gelecek mücadelesinin belirlenmesi açısından tüm inşaat işçisi arkadaşlarla ve kamuoyuyla en geniş anlamda paylaşılmaktadır. Yayınlanan tebliğler tamamlanmış veya son sözün söylendiği metinler olmayıp sizlerin katkı, eleştiri ve önerileriyle geliştirilmek üzere tamamlanmamış metinler niteliğindedir.

Tebliğleri hazırlamakla yükümlü 5 kişiden oluşan bir komisyon kurulmuş ve tebliğler kaleme alınmıştır. Konu başlıkları ise şantiyelerde en sık yaşadığımız temel sorunlar olarak tespit edilmiştir. Komisyon bileşiminin hem sendika yönetiminden hem de şantiyede çalışan işçi arkadaşlarımızdan karma bir yapıya sahip olmasının üzerinde durulmuştur. Ayrıca, tebliğler özellikle sade bir dil kullanılarak taslaklar niteliğinde kaleme alınmıştır. Genel Kurul sonrası gelen öneri, eleştiri ve katkılar çerçevesinde geliştirilerek yeniden düzenlenecektir. Bu çerçevede, her işçi arkadaşımızın ve bu noktada katkı sağlamak isteyen dostlarımızın görüş ve önerisine açıktır.

İnşaat İşçileri Sendikası Yönetim Kurulu

 

İNŞAAT İŞÇİLERİ SENDİKASI 2. OLAĞAN GENEL KURULUNA SUNULACAK OLAN 1. TEBLİĞ

EKMEĞİMİZİ KAZANIRKEN ÖLMEK İSTEMİYORUZ

İş cinayetlerinde Avrupa’nın bir numarası olan Türkiye’de iş cinayetlerinin en fazla yaşandığı iş kolu inşaat sektörü.

İnşaat işçilerinin ellerinde yükselen gözü dönmüş mega projeler, devasa plazalar, AVM, ler bir canavar gibi inşaat işçilerinin hayatlarını çalmaya devam ediyor. Şantiyeler ölümün kol gezdiği, insan canının hiçe sayıldığı, her bir gökdelenin altında yatan işçi kardeşlerimizin anıt mezarları gibi yükseliyor gökyüzüne.

Bir korkuluk, bir platform yapmak işçiye güvenli çalışabileceği çalışma ortamını sağlamanın maliyeti nedir ki? Ya da kimin umurunda!

Rantın, gözü dönmüş taşeron piyasa sisteminin, muazzam bedellerle imzaladığı sözleşmeler, kim ne kadar kar koparırsa onun elinde kalan, devlet denetiminden uzak, kokuşmuş anlaşmalarla işçiyi, işçi güvenliğini patronların insafına bırakan bir düzenden bahsediyoruz.

2012 de çıkan iş güvenliği yasası işçi için hiçbir derde deva olmadığı gibi patronların sorumluluklarını üstlerinden atıp sorumluluğu mühendise, iş güvenliği uzmanına yıkarak işin asıl sorumlularını kurtarma kılavuzu olmaktan öteye geçmiyor. Her sene artarak çoğalan kazalar yasa çıkarmanın hiçbir işe yaramadığını kanıtlar nitelikte.

2016 yılında iş cinayetlerinde ölen işçi sayısı 1970 kişi, inşaat iş kolu 426 işçi ile birinci sırada.

2015 yılında 1730 iş cinayetinin 426’sı ile yine ilk sırada.

2014 yılında 1886 iş cinayetinin 423’ü inşaat iş koluna ait ve yine ilk sırada.

2013,2012… inşaat iş kolu işçilerin en çok iş cinayetinin yaşandığı iş kolları

Bu sayılara tespit edilemeyen, molozların arasına gömülen, saklanan kayıtsız işçiler dâhil değil!

Bu rakamların onlarca katı işçi arkadaşımız ise yakalandıkları meslek hastalıkları bedenen hasar gören elini kolunu bacağını kaybeden, yatalak kalarak gözlerden ırak yaşam mücadelesi vermeye çalışıyorlar.

İnşaat baronları ve onların çanak yalayıcıları taşeron bozuntuları servetlerine servet katarken bizlere kalan ölüm, sakatlıklar, insanlık dışı yaşam ve çalışma koşulları oluyor.

Bu can pazarında anlaşılıyor ki devletin göstermelik yasaları-denetlemeleri, kendisi de işçi olan mühendis ve iş güvenliği uzmanları iş cinayetlerini engelleyemiyor/engellemiyor.

Peki, biz inşaat işçileri bu düzen böyle gider mi diyeceğiz? Arkadaşlarımız kendimiz inşaatlarda düşmelerine, göçük altında, inşaat malzemelerinin altında, iş makinelerinin altında kalmalarına seyirci mi kalacağız. Örgütsüzlüğün kol gezdiği şantiyelerde, can güvenliğimizi patronun iki dudağının arasına bakan iş güvenliğinden, şantiye şefinden beklemek hayalperestlikten başka bir şey değildir.

Çalışma koşulları iyileştirilmeden, sözde değil gerçekten önce işçi güvenliğinin şantiyelere girmesi ancak inşaat işçilerinin örgütlü mücadelesi ile olacaktır. Keyfi fazla mesailer, ağır çalışma şartları,  işçi güvenliğini işçinin bireysel kemerine, baretine vs bırakıp sadece iş bekleyen patronlarla iş cinayetlerinin önüne geçilemez.

Bu devasa plazaları, köprüleri, gökdelenleri yapan inşaat işçileri kendi güvenliğini de ancak örgütlü mücadelesiyle başarabilir. İnşaat işçisi ancak örgütlü hareket ederek gerektiğinde işi durdurarak, greve giderek,  gerektiğinde fazla mesaiye, angarya işe dur diyerek şantiyede yaşanacak kazaların önüne geçebilir. Bireysel güvenlik yerine toplu koruma önlemleri aldırabilir. Elleriyle,  alın teriyle ördüğü duvarların altında kalmaya son verebilir. Bir dairesi milyon dolarlara satılan inşaatlarda üç kuruşluk korkuluk yapılmadı diye yaşanan iş cinayetlerinin önüne ancak işçilerin örgütlü gücü geçebilir.

Çalışanların örgütlü biçimde kendi çalıştığı şantiyede sorumluluk alıp işçi güvenliği tehlikelerini ortadan kaldırtması, tehlikeler ortadan kalkmadan çalışmaya başlamaması,  sendikalı/örgütlü iş güvenliği temsilcilerinin iş güvenliğini bir de işçinin gözünden bakarak çalışanların tümünün iş güvenliği konusunda bilinçlendirilmesi,  kar hırsının değil iş güvenliğinin hüküm sürdüğü şantiyelerin kurulması inşaat işçisinin güçlü ellerindedir.

 

İNŞAAT İŞÇİLERİ SENDİKASI 2. OLAĞAN GENEL KURULUNA SUNULACAK OLAN 2. TEBLİĞ

ÜCRET HAKKI YAŞAM HAKKIDIR

İşçinin, ailesi ve kendi yaşamını sürdürebilmesi için tabiri caizse elindeki tek sermayesi patron sınıfına sattığı işgücüdür. İşçi patrona çalıştığı süre boyunca aslında kendi istediği değil tamamıyla patronun ondan yapmasını istediği işleri yerine getirir. Daha anlaşılır bir ifadeyle, işçi hayatta kalmak için patrona sattığı işgücü ile aslında yaşamının belirli bir bölümünden refakat etmektedir. Yani işçi hayatının belirli bir bölümünü parça parça patrona satmak zorundadır. İşçinin hayatta kalabilmesi için patrona sattığı işgücü karşılığında ücretini alabilmesi ise tek başına üç-beş kuruş meselesi değil, işçinin ailesi ve kendi yaşamını sürdürebilmesinin olmazsa olmazıdır.   Kısacası, ücret hakkı işçinin ve ailesinin yaşam hakkıdır.

Ücret hakkını diğer bir anlamda da işçinin onur meselesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İşçinin gözü gibi koruduğu ailesinin ve kendi yaşamını sürdürmesinin biricik koşulu olan ücret hakkının patronlar tarafından fütursuzca gasp edilmesi demek, patronun işçiyi insan yerine koymaması ve işçiye yaşam hakkı tanımaması anlamına gelir. İşçinin ise en temel hakkı olan ücret hakkına sahip çıkması demek bu anlamıyla onur meselesidir. Çünkü işçi bir insandır ve haklarını koruduğu sürece onurlu bir insan ve onurlu bir işçi olarak yaşamını sürdürür. En temel hakkı olan ücret hakkının gasp edilmesine ses çıkarmayan, onun için mücadele etmeyen bir işçinin onurundan da söz edilemez.

Bütünsel olarak bakıldığında işçinin çalıştığı sürenin karşılığını ücret olarak alması bir bütün olarak Türkiye ve dünya işçi sınıfı için en temel haklardan birisi niteliğindedir. Köleci toplumdan feodal ve ardından kapitalist topluma geçiş aşamasında işçiyi ücretsiz köleden ayıran temel hatlardan önde gelenidir. Bu hak ise tüm dünyada bizden önceki yüzlerce köle isyanları ve işçi kardeşlerimizin can bedeli verdikleri dişe diş mücadeleler sonucu elde edilmiştir.

Bugün ise ülkemizde inşaat işçilerinin yaşadığı temel sorunlardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır ücret sorunu. Yüzyıllar önce sorun olan ücret sorunu 21. yüzyılda inşaat baronları tarafından inşaat işçilerine dayatılmaktadır.

Bu bağlamda, ücretlerin gasp edilme sorunu şantiyelerde inşaat işçilerinin yaşadığı temel sorunlardan birisi olarak ön plana çıkmaktadır. Şantiyelerde çalışıp ta ücreti gasp edilmeyen inşaat işçisi parmakla gösterilebilecek kadar azdır. İnşaat sektörünün devasa bir hızla gelişim sağladığı ülkemizde bunun tam tersi orantıda inşaat işçilerinin de çalışma ve yaşam koşulları gün geçtikçe kötüleşmekte. İnşaat baronları inşaat işçilerinin alınterleri ve kanları üzerinden milyon dolarları ceplerine atarken inşaat işçisinin en temel hakkı olan ücretlerini gasp ederek inşaat işçilerinin ve ailelerinin yaşam haklarını ellerinden almaya çalışıyor. Artık şantiyelerde bırakalım insanca çalışma koşulları için mücadele vermeyi inşaat işçisinin ailesinin ve kendisinin yaşaması için en temel hak olan ücretlerimizi alabilmek için bile dişe diş bir mücadele vermek zorunda bırakılıyoruz.

İnşaat baronlarının büyük bir aç gözlülükle inşaat işçilerine reva gördükleri kölece çalışma ve yaşam koşullarını düzeltmenin yegâne yolu ise ne ödenmeyen ücretler için mahkeme kapılarında sürünmektir, nede iş değiştirerek farklı bir şantiyede çalışmaya başlayarak hak ettiğimiz ücreti dahi bu kan emici para babalarına bırakmaktır. Başta gasp edilen ücretlerimize sahip çıkmak olmak üzere çalışma ve yaşam koşullarımızı düzeltmenin yolu inşaat işçisinin bulunduğu şantiyelerde çalışma ve yaşam koşullarını düzeltmek için hiçbir ayrım yapmadan diğer inşaat işçisi kardeşleriyle birlikte sorunlarına sahip çıkarak çözümleri için birlikte hareket etmesidir.

 

İNŞAAT İŞÇİLERİ SENDİKASI 2. OLAĞAN GENEL KURULUNA SUNULACAK OLAN 3. TEBLİĞ

TAŞERON CEHENNEMİNDE YANAN BİZ OLMAYACAĞIZ!

Patronlar; emeğimizi, yaşamımızı ve doğayı hücrelerine kadar sömürmenin niyeti içerisindedir. Onlar için sınır yoktur fakat aşamadıkları engeller vardır. Bugün; ekmek paramızı kazanmak için çalıştığımız şantiyelerde, içine düştüğümüz taşeronluk cehennemi, onların sömürü düzenindeki bu sınırsızlığının bir sonucudur.

Emeğimiz, irili ufaklı birçok taşeron patronlarından yaratılmış bir ağ ile kuşatılarak hiçleştirilmeye çalışılıyor. Ne var ki bizler; oturduğunuz evleri, alışveriş merkezlerini ve uzaktan bakarken bile başınızın döndüğü devasa gökdelenleri yapanlarız. Bizim emeğimiz olmadan ortaya çıkmayan bu yapıların, hem inşaa aşamasında yok sayılmamız hem de bittiği zaman kapısından içeri dahi alınmayacak bir konuma itilmeye, alışmamalıyız. Taşeronluk düzeni ile bu suçun ortakları çoğaltılarak, zaten bir avuç kalmış haklarımız da zaman içerisinde eritiliyor.

Bugün şantiyelerde yaşadığımız hak gaspları, ihlaller, keyfi ve insanlık dışı muamele gibi epey uzayıp gidecek olan sorunlarımızın büyük bir kısmı ya taşeronluk sistemi ile bilenerek had safhaya ulaştı, ya da bizatihi taşeronluk sisteminin doğurduğu sorunlardır. Çünkü, taşeron patronlarından oluşan ağ, biz işçileri ve sorunlarımızı muhatapsız bırakmaktadır. Sırtımızdan para kazanan, bu ağ içerisindeki patronların tümü, bizim insanca bir yaşam ve çalışma koşulları altında hayatımızı idame ettirmemize dönük taleplerimizi hayata geçirmediği gibi kendisini de muhatap kabul etmemektedir. Gelgelelim bu taşeron ağı içerisindeki tüm patronlar, istedikleri kadar imal yapmadığımızda bağırıp çağırmak ya da bizi işten attırmak için sıraya girerler.

Bugün, bizlerin en çok yaşadığı hak gaspı olan ücretimizin patronlar tarafından verilmemesi, taşeronluk düzeni ile hedeflenen ‘’işçiyi muhatapsız’’ kılma durumunun ortaya çıkardığı, en yakıcı ve ciddi sorundur. Şantiyelerdeki taşeron ağı, bir kısmı resmi, bir kısmı gayri resmi irili ufaklı taşeron patronlarından oluşuyor. İşin sahibi olan patrondan bir başka deyişle ana firmadan bize gelene kadar zaten eriyen para, kimi zaman da yok olabiliyor.

Düşünsenize; biz yapıyoruz, sadece biz! Bizim emeğimiz üzerinden bir sürü simsar bir dünya para kazanıyor ve bize vadettiği üç-kuruşu vermekten bile kaçıyor? Onurumuza daha ne kadar saldırabilirler ki?

Bizler, işkollarımızın farklı olmasına rağmen sınıfımızın tüm kümeleriyle aynı derdi, aynı acıyı paylaşıyor ve aynı yaşam standardına sahip yaşıyoruz. Bizleri zaten işkolu ayrımına göre bölerek sendikal örgütlenme özgürlüğümüze saldıranlar, bugün de aynı şantiyede çalıştığımız elektrikçi arkadaşımızı, demirci, kalıpçı ya da boyacı arkadaşımız ile bir araya gelmemizi engelliyorlar. Taşeron firmanın sigortalarımızı, inşaat işkolu dışında farklı bir işkolunda göstermesiyle bir anda sendikamıza üyeliğimiz tehlike altına giriyor. Böylelikle, taşeronluk düzeni zaten bir hayli darbe yemiş örgütlenme özgürlüğümüzü çok sınırlı bir alana hapsediyor.

Sınıf kardeşlerimizin tümünün başına musallat edilen taşeronluk düzeninin sonuçlarını belki de en ağır yaşayanlarız. Tüm kuralların ve iş kanunun yok sayıldığı şantiyelerimizde, taşeronluk sistemi bizi Ortaçağ kölelerinin durumuna sürükleyecek bir katalizör görevi görmektedir.

Sınıf mücadeleleri tarihi, nasıl ki patronların saldırısına içkin ise işçi sınıfının da görkemli direniş ve mücadelesine de içkindir. Kendi geleceğimize sahip çıkma iddiamız, taşeronluk cehennemi gibi bir eşiği yerle yeksan ederek, patronların pervasızlıkları karşısında engel oluşturacak bir güç olmamızı gerektirmektedir.

 

İNŞAAT İŞÇİLERİ SENDİKASI 2. OLAĞAN GENEL KURULUNA SUNULACAK OLAN 4. TEBLİĞ

ŞANTİYELERDE SAĞLIKLI BESLENME HAKKI

Her insanın yaşamını sürdürebilmesi, sağlıklı bir birey olabilmesi için sağlıklı ve yeterli beslenmesi şarttır. Hele ki inşaat işçileri olarak bizlerin şantiyelerde çalışma ortamında maruz kaldığımız olumsuzluklar düşünüldüğünde, fiziksel ve bedensel güç kullanarak o ağır şartlarda çalışabilmemiz için beslenmemizin önemi daha da artmaktadır.

Ekmek parası kazanabilmek için kapitalist emek sürecinde kıvranan biz inşaat işçilerinin tek sorunu emeğinin karşılığında para kazanması değildir. Aynı zamanda bu emeğin bir de sağlık kısmı vardır.

İnşaat baronlarının para kazanma hırsı, kar etme isteği uğruna biz inşaat işçilerinin en temel ihtiyaçları göz ardı edilmekte, sadece çalışma ortamı kaynaklı değil, düzensiz ve yetersiz beslenme sonucunda da sağlıksız koşullara sürüklenerek işçi sağlığı hiçe sayılarak sağlık durumumuz görmezden gelinmektedir. İnşaatlarda çalışarak katledildiğimiz yetmezmiş gibi bir de sağlığımıza göz dikiyorlar.

Saatlerce sıcak, soğuk demeden çalıştığımız inşaatlarda bir de yemeklerin soğuk olmasını, hijyensiz şartlarda üretilmesini, bayat-küflü yemekler yemeyi, yetersiz kapasitesi olan ve dakikalarca yemek yiyebilmek için sıra beklemeyi, yediği yemekten zehirlenmeyi istemiyoruz.

Belirlenen sürede projelerinin tamamlanmasını isteyen açgözlü inşaat baronları tarafından bilinmelidir ki, yetersiz ve düzensiz beslenirsek yaşayacağımız iş kazası riski de artar ve biz gene ölürken patronlar zenginleşme daha çok zenginleşmeye devam ederler.

Neden hiçbir patron bizlerle aynı yemekhanede yemek yemez?

Bize reva görüleni değil, hakkımız olanı; onurumuza yakışır bir şekilde almak için inşaat baronlarına karşı tek yolumuz mücadele, mücadele ve yine mücadeledir.

 

İNŞAAT İŞÇİLERİ SENDİKASI 2. OLAĞAN GENEL KURULUNA SUNULACAK OLAN 5. TEBLİĞ

ŞANTİYELERDE İNSANCA BARINMA HAKKI

İnsanın yeryüzünde ortaya çıkışıyla birlikte barınma serüveni de başlamıştır.

Nefes almak, su içmek ve beslenmek gibi insanların en temel ihtiyaçlarından birisi de barınma ihtiyacıdır. Barınma insanın en temel hakkıdır. Bu temel ihtiyaçlardan herhangi biri sekteye uğradığında ise kişi tam olarak sağlıklı çalışamaz ve yaşayamaz.

Şantiyelerde barınma koşulları ise diğer bütün konularda olduğu gibi en temel insanı koşulları karşılamaktan aciz insanlık onurunu ayaklar altına alan bir haldedir.

İnsanlık dışı koşulların yanında barınma alanlarında alınmayan iş güvenliği önlemleri işçilerin can güvenliğini de direkt olarak tehdit etmekte.

11 Mart 2012 tarihinde Marmara park AVM inşaatında çadır koğuşta yanarak iş cinayetine kurban giden 11 işçi arkadaşımızdan sonra devlet tarafından göstermelikte olsa birtakım işçi sağlığı ve güvenliğinde barına koşullarına dair düzenlemeler getirilse dahi günümüzde hala ciddi şekilde eksiklikler mevcuttur. İnşaat baronlarının daha fazla para kazanma hırsı, kar etme isteği uğruna insanların en temel ihtiyaçları göz ardı edilmekte. Sadece çalışma ortamı kaynaklı değil, düzensiz ve yetersiz dinlenme-yemek ihtiyaçlarımız dahi sağlıksız koşullarla işçi sınıfı sağlığı hiçe sayılarak sağlık durumumuz görmezden gelinmektedir. İnşaatlarda çalışarak katledildiğimiz yetmezmiş gibi bir de sağlığımıza göz dikilmiş durumlarla da mücadele etmek zorunda kalmaktayız.

Barınma alanlarında özelikle yangın ve elektrik sonucu oluşan iş kazalarına karşı devlet tarafından yeterli düzenleme ve denetlemeler yapılmamakta.

Bir de bu işin dolaylı ve insanlık onurunu yerle bir eden kısmı var.

Şantiye içerisinde barınmak zorunda olan çoğunluğu gurbetçi, ailesinden, memleketinden ve sevdiklerinden uzak ekmek kavgasına çıktığı uzun ve yorucu mesai saatleri sonrası maruz kaldığı zorluklar.

Havasız, penceresiz, kapısız, hem depo hem yatakhane olarak kullanılan koğuşlar patronun işçiyi depoda kullandığı malzemeden ayırt etmediğinin bir göstergesi gibi.

Sıcak suyu olmayan hijyen koşullarının berbat halde olduğu hastalık saçan yetersiz duş ve tuvaletler ki ülkemiz koşullarında bunlara bile ulaşamayan işçiler vardır.

Çoğu zaman üstün körü bir elektrik tesisatının bağlandığı soğuk baraka/konteynırları ısıtamayan elektrikli sobalar bunun sonucu soğuktan donmamak için kullanılan uygunsuz ısıtıcıların yarattığı yangın tehlikesi,

İşçiye çok görülen vakit geçirilecek bir sosyal alanın olmaması gibi en temel barınma hakkının patronlar tarafından gasp edilmesi.

Kimi zaman iş cinayetleriyle kimi zaman insanlık onuru cinayetiyle karşılaşılan inşaat işçilerinin barınma sorunu en yakıcı problemlerden birisi olarak karşımızda durmakta.

Kimi zaman bu sorunların kısmen çözüldüğü şantiyelerle karşılaşmak mümkünse de bir elin parmağını geçmiyor.

İnsanlık onurunu ayaklar altında kalmaktan kurtaracak yol ise devletten, patronlardan merhamet beklemek değil, inşaat işçilerinin örgütlü mücadelesinden geçiyor.

 

İNŞAAT İŞÇİLERİ SENDİKASI 2. OLAĞAN GENEL KURULUNA SUNULACAK OLAN 6. TEBLİĞ

İŞÇİLERE MİLLİYETÇİLİK DEĞİL, KARDEŞLİK VE DAYANIŞMA GEREKLİ

Bir ulusun başka bir ulusu ezmesi, o toplumda milliyetçiliği körükler, milliyetçilik ise işçi sınıfını böler ve işçileri hak alma mücadelesinden alıkoyar.

Burjuvazi, yani patronlar sınıfı milliyetçiliği kendi sömürü düzenini ayakta tutmak için işçileri bölmenin etkili bir aracı olarak kullanırlar. İşçileri Türk-Kürt, Alevi-Sünni gibi milliyetlere bölerek birbirlerine karşı kışkırtır, düşmanlaştırarak kendilerine karşı hak alma mücadelesinden alıkoymaya çalışırlar. İşçileri birbirine boğazlattırmakta hiçbir sakınca görmeyen patronlar ceplerine milyon dolarları koymak için Türk-Kürt, Alevi-Sünni işçi demeden hepsini aynı derecede sömürür ve bu noktada hiçbir ayrım yapmadan bütün işçileri açlığın derin uçurumuna doğru iteklerler.

Hiçbir patronun işçisine milliyetinden kaynaklı fazladan ücret verdiği görülmüş müdür? Veya aynı fabrikada-şantiyede işçileri milliyetlerine göre sen 5 saat çalış, sen ise 10 saat çalış dediği görülmüş müdür? Veya patronların üç kuruş harcamamak için almadığı işçi güvenliği önlemleri sonucu ölüm Kürt-Türk, Alevi-Sünni işçi ayrımı yapmakta mıdır?

Diğer bir taraftan ise, şantiyelerde insan onurunu ayaklar altına alan çalışma ve yaşam koşullarında çalışan biz inşaat işçilerini kan emici yarasalar gibi sömüren patron ve onların çanak yalayıcıları olan taşeron bozuntularının kendi aralarında milliyetçi ayrımlar yaparak bir birlerini dışladıkları veya birbirlerine karşı linç girişimleri gerçekleştirdikleri görülmüş müdür?

Evet, milliyetçilik burjuva, yani patronlar sınıfının bir fikridir. Patronlarla işçiyi aynı ulusun üyesi olarak göstererek yaşadığımız ücretli kölelik düzeninde patron ile işçi arasındaki ayrılıkların ve uzlaşmaz çatışmanın üzerini örter: İşçinin milliyeti Fransız, İngiliz ya da Türk değil, emektir. Onu yöneten hükümet Fransız, İngiliz ya da Türk hükümetleri değil, sermaye, yani paradır. Doğduğu yerin havası Fransız, İngiliz ya da Türk havası değil, fabrika-şantiye havasıdır.

Milliyetçilik işçilerin, emekçilerin gözlerini kör ettikçe ne dizginsiz sömürünün ne akan kanların hesabı sorulabiliyor. Halklar kardeş olduklarının farkına varsa, işçiler dayanışma içinde olsa bu düzen böyle gider miydi? Her yerde yoksulluk, açlık, savaş, yıkım varken bir avuç para babası dünyanın tüm zenginliklerine el koyabilir miydi? İşçilere, emekçilere milliyetçilik değil, kardeşlik ve dayanışma gerekli.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tags: