10 Ekim 6. Tur duruşmaları -II

10 Ekim Katliamı davasının 6 Tur duruşmalarının 2. günü müşteki avukatlarının çarpıcı beyanlarıyla devam ediyor

12:50

Avukat İlke Işık acil servis hizmetleriyle ilgili rapor hazırlayan TTB uzmanının CMK gereği dinlenmesi talebinin reddine ilişkin “savcı kamu görevlilerini dinlemiyoruz dediği için mi bu talebimiz reddedildi?” sorusu karşısında savcının gülmesi üzerine salonda yaşanan gerilimin yatışmasından sonra sürdürdüğü konuşmasında şunları belirti:

Kovuşturmanın hala genişletilmesini istiyoruz, buna devam edeceğiz.

Kamu görevlileri yargılanamaz diyor savcı ama ne yazık ki bütün yollar kamu görevlilerine çıkıyor. Ve biz yargılanmalarını istiyoruz. Buna devam edeceğiz.

Interpol’e yazı yazılmasını istiyoruz.

Firari sandıkların elimizde net resimleri yok. Biz bunları talep ediyoruz. Teşhise elverişli resimleri emniyetten gerekli yerlerden istiyoruz.

Müzekkerelere hiç cevap vermeyen eksik gönderilen cevaplar nedeniyle ciddiyetsiz olanlar hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istiyoruz. 

Mahkemenin başından beri çok önemli olduğunu söylediğimiz mülki teftiş raporu hala gelmedi bunu gelmesini talep ediyoruz. İçişleri bakanlığı tarafından hazırlanan bir rapordur. Rapor gelip de siz de incelediğinizde ne kadar önemli olduğunu göreceksiniz 

***

10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 6. Tur duruşmalarının ikinci günü müşteki avukatlarının beyanlarıyla başladı. Katliamda hayatını kaybedenlerin yakınlarının, avukatların ve 19 tutuklu sanığın salonda hazır bulunduğu duruşmanın dünkü oturumu müşteki avukatlarının beyanları ve sanık sıfatlı IŞİD’li katillere sorularıyla sona ermişti. Duruşmanın bugünkü oturumu da müşteki avukatlarının duruşma sürecinin tümünü değerlendiren beyanlarıyla devam ediyor.

‘Üstü örtülmeye çalışılıyor’

Avukatlardan Tonguç Cankurt konuşmasında, bazı bağlantılı dosyaların bu davaya dahil edilmediğini hatırlatarak, katliam soruşturmasının da doğru yürütülmediğini söyledi. Cankurt konuşmasında şunları vurguladı:

Müştekilerin katliam öncesi, katliam günü ve sonrası için ihmali, katkısı, olayın incelenmesini gerektiği gibi yapmayanlar  hakkında şikayetçi olduklarını hatırlatan Cankurt, hakim ve savcıların duruşma sürecindeki ihmalkârlıklarına, açılması istenen soruşturmalara nasıl bir aymazlıkla “kovuşturmaya yer yoktur” kararı verdiklerine, kolluk güçlerinin nasıl bir sorumlulukları olduğu ortadayken bunların üstünün örtülmeye çalışıldığına dikkat çekti.

Özellikle Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nın bütün bunlarda sorumlu olduğunu ifade eden Cankurt, farklı dosyalardaki belgeleri mahkeme heyetine sundu. Katliamın önemli firari sanığı olan Edremit Türe’nin Kırşehir’de tedavi gördüğünü söyleyen Cankurt, “O dönem Türe hakkında soruşturma yürüten savcı Ramazan Dinç. Edremit Türe hakkında hiçbir talebi yok. Katliamdan iki ay önce soruşturma dosyasında görevliyken savcı yüzlerce delile rağmen hiçbir şey yapmamış. Dinç’in hiçbir şey yapmaması olayın meydana gelmesinde ihmaller yarattı” diye konuştu.

Cankurt beyanlarını IŞİD’in hilafet devleti hayallerinin çöktüğünü belirterek, “IŞİD’lilerin aileleri geçtiğimiz günlerde Bakanlık önünde açıklama yaptı ve çocuklarının Türkiye’de yargılanmasını talep etti. Yargı bu durumdayken IŞİD’liler Türkiye’de yargılanmak ister” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

‘Ne sebeple İlhami Balı’nın yüzlerce kişiyi sınırdan geçirmesine izin verildi?’

Av Doğukan Tonguç daha önce müştekiler tarafından talep edilip reddedilmiş taleplere değindi, sağlık görevlileri, kolluk kuvvetlerinin ihmal ve kasıtlarının 6 mahkemedir talep edilmesine rağmen görmezden gelinmesini, bunun usul açısından yasal olmadığının altını çizdi. Şöyle devam etti:

Ankara’ya gelen Kırıkkale dosyasında soruşturma savcısı olarak yer alan Savcı Dinç 2014 yılında yazdığı bir iddianamede Edremit Türe ve oğlu için Kırıkkale’de 150 kişilik bir IŞİD grubuna eğitmenlik ettiğini iddia ederken,  patlamadan bir ay önce verdiği gözaltı kararında yalnızca Edremit Türe’nin oğlu için arama çıkarmış, kendisi için arama emri vermemiştir. 10 Ekim’den 3 ay önce Suruç Katliamı’ndan 11 gün önce Yunus Emre Alagöz’ün telefon dinlemesinden elde edilen bilgiler yeterli olduğuna kanaat getirilerek dinlenmenin uzatılmamasına diğer şüpheliler ile birlikte son verilmiştir. Savcı usule aykırı karar da verse, siz bunu görmezden de gelseniz artık bu dosyada ve bağlantılı dosyalardan o kadar görmezden gelinemeyecek deliller elde edildi ki, bu konunun sessizce kapanması artık mümkün değildir.

İlhami Balı bir polis ile konuşmuş, polis sizin ne yaptığınızı biliyorum ve umurumuzda değil. Bana ‘İki oğlumu geri verin yoksa size burada göz açtırmayız’ demiş. Bu gibi kanıtlar eldeyken ne sebeple İlhami Balı’nın yüzlerce kişiyi sınırdan geçirmesine izin verildi? Neden hiç bir işlem yapılmadı? IŞİD’li aileleri Dışişleri Bakanlığı önünde eylem yaparak bakanlığa IŞİD’den tutuklu yakınlarının Türkiye’de yargılanmasını istedi. Bunun nedeni sizin de anlayabileceğiniz gibi hiç anlaşılmaz değil. Bunlar sınır dışı edilmeyip Türkiye’de yargılanmak istiyor. Çünkü burada yargılandıkları zaman soruşturma dosyasının sonuçsuz kalabileceğine dair umudu var, başka ülkelerde yok. Bu umut bu insanlara yargı tarafından veriliyor. Son vermek için katliamda dahli bulunan kamu görevlileriyle ilgili talepleri kabul etmeniz gerekiyor

‘Ambulanslar kontak bile açmamış’

Avukat Ziynet Özçelik ise katliamla ilgili acil sağlık müdahalesine ilişkin uzman doktor Eriş Bilaloğlu’nun mahkemede dinlenmesini talep etti. Savcılık makamı, kamu görevlilerin yargılamasını yapmadığımız için talebin reddedilmesini istedi. Mahkeme heyeti uzman görüşü dinleme talebini reddetti. Sunulan raporun incelenmesinin ardından bir sonraki celsede dinlenebileceğini söyledi.

Avukat Ziynet Özçelik kamu sorumlularının yargılanmasına dönük taleplerini iletiyor. Alanda yalnızca 3 ambulansın olduğunu birinin katliamın ardından kontak açmadan yerinden hareket etmediğini söyleyen Özçelik, “Patlamanın olduğu yerdeki bekleme ekibi içerisine hasta almamış. Gelen vaka formlarında da hasta yok. Yıldırım Beyazıt’a gitmiş doğrudan. Bu ambulansta hekim dahi yok. Hasta almadan gitmişler” dedi.

Özçelik gözyaşları içerisinde yaptığı beyanını şu sözlerle sürdürdü; “TOMA ve polis aracı alana 10.18’de geliyor. Yani TOMA olaydan 14 dakika, acil müdahale ekibi ise 44 dakika sonra alana geliyor sayın başkan. Görüntülerde kimse ama kimse polise saldırmamış. İnsanlar can havliyle hastalarını götürmeye çalışıyorlar. Patlamanın olduğu yere gaz bombası atılıyor. Bazı beyanlarda patlama noktasına 20 metreye kadar atıldığı söyleniyor. O gaz yaralılara ulaşıyor. Polis sağlık ekibinin gelmediği yere TOMA ile geliyor, gaz ile geliyor. Bir devlet hem olası katliamı engellemiyor, sonrasında alana gelmiyorsa kendi imkanlarıyla canlarını kurtarmaya çalışan insanlara TOMA sürüyorsa oradaki insanlar elbette tepki gösterecektir. Polisin tam o sırada’ lütfen koridor açalım bize yardımcı olun’ dese çok daha az aksamaz mıydı sağlık hizmetleri.

Müşteki avukatları, HTS kayıtlarının ve bilirkişi dosyasının yeniden incelenmesi talep ettiler.

Güvenlik birimleri ses titreşiminden bile kimin nerde olduğunu tespit edebilme teknolojisine sahipken, Suriye’de bile ISİD militanları takip edebiliyorken, bizim dosyamıza bakıyoruz bunların hiç biri yapılmamış. Bunlar yapılabilseydi 10 Ekim yaşanmayacaktı. Düğün katliamı ve diğer katliamlar yaşandı. Bu teknik kullanılsaydı katliamlarda daha fazla militanın olduğu ortaya çıkarılırdı. Biz bu delillerin toplanmasında ısrarlıyız. HTS kayıtlarının tekrar tekrar incelenmesini talep ediyoruz.

Savcıya tepki

Avukat İlke Işık kovuşturmanın genişletilmesi talebi hakkında konuşurken savcının ‘uzman dinlenmesin’ mütalaasının eleştirerek “Sayın savcı doğru anlamış biz kamu görevlilerinin yargılanmasını istiyoruz” dedi. Işık’ın beyanına devam ettiği sırada savcının gülmesinin ardından salonda tepki yükseldi. “Biraz önce uyuyordun, şimdi de gülüyorsun” diye bağırılmasının ardından mahkeme heyeti duruşmaya ara vermek istedi. Mağdur avukatların sükunetin sağlandığı ısrarının ardından duruşma devam etti.

Tags: